Yildiz
New member
Bilmemezlikten Gelmek: Bilinçli Bir Seçim mi, Yoksa Kaçış mı?
Herkese merhaba,
Bugün bir mesele üzerine sohbet edelim istiyorum. Bazen içimizde bir duygu ya da düşünce vardır, ama o duyguyu, o düşünceyi kabul etmek istemeyiz. Çünkü biliyoruz ki, o kabul, değişime ve belki de acıya yol açacaktır. O zaman ne yaparız? Bilip de bilmemezlikten geliriz. Ama acaba bu gerçekten bilinçli bir seçim midir, yoksa sadece kaçmak mı? Bu yazımda, bir çiftin, bu çelişkiyi yaşadığı içsel bir mücadeleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hem erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik bakış açılarını, hem de kadınların empatik ve ilişki odaklı bakış açılarını yansıtarak, bu edebi sanatı daha yakından inceleyeceğiz.
Hadi gelin, biraz derin bir nefes alalım ve hikâyemize geçelim.
Bir Anı: Kaybolan Zamanın Ardında
Hikâyenin kahramanları, Ela ve Arda… İki farklı dünyadan gelen, ama birbirlerine âşık olmuş iki insan. Ela, duygularını derinlemesine hisseden, ilişkilere değer veren bir kadındı. Arda ise, her şeyin çözümü olduğunu düşünen, bazen duygularını rasyonel düşüncelerle bastırmaya çalışan bir adamdı. Onların ilişkisi, zamanla bir hal aldı. Bir yanda Ela'nın kalbini açması, diğer yanda Arda'nın sürekli olarak her şeyi "mantıklı bir şekilde" çözme çabası... Zamanla bu dengeyi kurmak zorlaştı.
Bir akşam, Ela bir şey fark etti. Arda, hissettiklerini asla tam olarak anlatmıyor, bazen gözlerinin içine bakıp, her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu. Ama Ela, neyin yolunda olduğunu biliyordu. Arda, bazı meseleleri sanki hiç olmamış gibi geçiştiriyordu. Bir konu açıldığında, hemen konu değiştirmeye çalışıyor, ama Ela'nın kalbi hissediyordu ki, bu kaçış değil, bir tür bilinçli inkârdı. Arda, bilmemezlikten geliyordu. Ama bu gerçekten bir seçim miydi? Yoksa çaresiz bir kaçış mıydı?
Arda'nın Çözüm Odaklı Dünyası
Arda, her zaman çözüm odaklıydı. Kafasında, neyin nasıl çözüleceği konusunda sürekli planlar yapardı. Ela'nın gözlerindeki derinliği fark ettiğinde, o an bir çözüm önerdi. "Ela, sıkıntı yok. Biraz zaman ayıralım, her şey düzelecek." Ama zaman geçtikçe, Ela'nın kalbinin derinliklerinde biriken sorular vardı. Arda, her şeyin mantıklı bir şekilde halledilebileceğini, ama duyguların karmaşık yapısına hep mesafeli yaklaşmayı tercih ediyordu. Ve Ela, Arda'nın bu yaklaşımına bir çözüm bulamıyordu.
Ela'nın içindeki fırtına, sanki Arda'nın çözümlerine karşı bir duvar gibi yükseliyordu. Çünkü Arda, duyguların çözülmesi gereken bir "problem" olduğunu düşünüyordu. Ela ise, bu duyguların zaman içinde kendiliğinden bir akışa dönüşmesini bekliyordu. Arda, her sorunla karşılaştığında "bu da bir çözüm" diyerek, gerçekleri görmezden geliyordu. Ama Ela'nın kalbinde bir şeyler değişiyordu. Bu, yalnızca Arda'nın kayıtsızlığına karşı duyduğu bir tepki değildi, aynı zamanda onu çok severken bile, bazen birbirlerine doğru yaklaşmak yerine, uzaklaştıklarını hissetmesiydi.
Ela'nın Empatik Bakış Açısı: İlişkiyi Anlama Çabası
Ela, bir kadının içindeki o derin empatiyi taşıyan biriydi. Her ne kadar Arda çözüm önerse de, ona derin bir şekilde bağlanmak ve onu anlamak istiyordu. Birçok şey çözülmeden geçip gitmişti, ama Ela bu kaybolan zamanları hissetti. İçinde kopan fırtınalara rağmen, Arda'ya sadece çözüm arayan bir adamdan çok, kaybolan şeyin peşinden giden bir ruh gibi yaklaşıyordu.
Ela, bir gün Arda'ya, "Beni dinliyor musun?" diye sordu. Bu, yalnızca bir soru değildi. Ela, Arda'nın farkında olduğu şeyleri konuşması gerektiğini hissetti. "Gerçekten, içimdeki hisleri duyuyor musun? Yoksa bunları görmemek mi senin için daha kolay?" Arda, şaşkın bir şekilde Ela'ya baktı. O an, Ela'nın içinde kaybolan bir şeyin farkına varmıştı. Ama yine de, çözüm arayan zihni, onun içine sızan bu duygusal çatışmaya çözüm bulmakta zorlanıyordu.
Ela, kalbinde bir boşluk hissetti. "Bilmiyorum," dedi. "Bazen, bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ettiğimde, hep seni bekliyorum. Ama hep o duvarla karşılaşıyorum. Bilmiyorsun, ama biliyorsun. Bilmemezlikten geliyorsun."
Bilip Bilmemezlikten Gelmek: Bir Edebi Sanat mı, Bir Kaçış mı?
Ve işte, burada Arda'nın yaptığı şeyin tam olarak ne olduğunu düşündü Ela. Bilip de bilmemezlikten gelmek, belki de bir çeşit edebi sanattı. Ama bu, sadece dışarıdan bakıldığında “soğukkanlı” bir şey gibi görünebilir. Gerçekte, bir insanın bilinçli olarak gördüğü bir problemi reddetmesi, bazen hayatını bir anlığına kurtarabilir, ama bu, uzun vadede daha büyük yaralara yol açabilir.
Ela, Arda’nın “bilip de bilmemezlikten gelmesi”ni bir kaçış olarak görmeye başladı. O an, bir insanın yalnızca çözüm aramakla yetinmesinin, her zaman gerçek duyguları anlamak için yeterli olmayacağını fark etti. İlişki, sadece çözümlerle değil, paylaşılan duygularla da büyür. Bilip de bilmemezlikten gelmek, aslında ilişkilerin ruhunu öldüren, ama dışarıdan bakıldığında gayet rasyonel ve stratejik görünen bir “edebi sanattır.”
Sonuç: İlişkilerde Gerçek Anlayış
İşte, Ela ve Arda'nın hikâyesi bu şekilde son buldu. Arda, çözüm odaklı bir adam olarak, her şeyin mantıklı bir çözümü olduğunu düşündü. Ama Ela, duyguların bir çözüm değil, bir anlayış gerektirdiğini fark etti. İlişkiler, bazen ne kadar çözüm önerilirse önerilsin, anlayış ve empatiyle büyür.
Sizce, bilip de bilmemezlikten gelmek, gerçek bir kaçış mı, yoksa bir strateji mi? İlişkilerde duyguların baskın olduğu bir dünyada, bazen karşımızdakine duygusal anlamda nasıl yaklaşmalıyız? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum!
Herkese merhaba,
Bugün bir mesele üzerine sohbet edelim istiyorum. Bazen içimizde bir duygu ya da düşünce vardır, ama o duyguyu, o düşünceyi kabul etmek istemeyiz. Çünkü biliyoruz ki, o kabul, değişime ve belki de acıya yol açacaktır. O zaman ne yaparız? Bilip de bilmemezlikten geliriz. Ama acaba bu gerçekten bilinçli bir seçim midir, yoksa sadece kaçmak mı? Bu yazımda, bir çiftin, bu çelişkiyi yaşadığı içsel bir mücadeleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hem erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik bakış açılarını, hem de kadınların empatik ve ilişki odaklı bakış açılarını yansıtarak, bu edebi sanatı daha yakından inceleyeceğiz.
Hadi gelin, biraz derin bir nefes alalım ve hikâyemize geçelim.
Bir Anı: Kaybolan Zamanın Ardında
Hikâyenin kahramanları, Ela ve Arda… İki farklı dünyadan gelen, ama birbirlerine âşık olmuş iki insan. Ela, duygularını derinlemesine hisseden, ilişkilere değer veren bir kadındı. Arda ise, her şeyin çözümü olduğunu düşünen, bazen duygularını rasyonel düşüncelerle bastırmaya çalışan bir adamdı. Onların ilişkisi, zamanla bir hal aldı. Bir yanda Ela'nın kalbini açması, diğer yanda Arda'nın sürekli olarak her şeyi "mantıklı bir şekilde" çözme çabası... Zamanla bu dengeyi kurmak zorlaştı.
Bir akşam, Ela bir şey fark etti. Arda, hissettiklerini asla tam olarak anlatmıyor, bazen gözlerinin içine bakıp, her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu. Ama Ela, neyin yolunda olduğunu biliyordu. Arda, bazı meseleleri sanki hiç olmamış gibi geçiştiriyordu. Bir konu açıldığında, hemen konu değiştirmeye çalışıyor, ama Ela'nın kalbi hissediyordu ki, bu kaçış değil, bir tür bilinçli inkârdı. Arda, bilmemezlikten geliyordu. Ama bu gerçekten bir seçim miydi? Yoksa çaresiz bir kaçış mıydı?
Arda'nın Çözüm Odaklı Dünyası
Arda, her zaman çözüm odaklıydı. Kafasında, neyin nasıl çözüleceği konusunda sürekli planlar yapardı. Ela'nın gözlerindeki derinliği fark ettiğinde, o an bir çözüm önerdi. "Ela, sıkıntı yok. Biraz zaman ayıralım, her şey düzelecek." Ama zaman geçtikçe, Ela'nın kalbinin derinliklerinde biriken sorular vardı. Arda, her şeyin mantıklı bir şekilde halledilebileceğini, ama duyguların karmaşık yapısına hep mesafeli yaklaşmayı tercih ediyordu. Ve Ela, Arda'nın bu yaklaşımına bir çözüm bulamıyordu.
Ela'nın içindeki fırtına, sanki Arda'nın çözümlerine karşı bir duvar gibi yükseliyordu. Çünkü Arda, duyguların çözülmesi gereken bir "problem" olduğunu düşünüyordu. Ela ise, bu duyguların zaman içinde kendiliğinden bir akışa dönüşmesini bekliyordu. Arda, her sorunla karşılaştığında "bu da bir çözüm" diyerek, gerçekleri görmezden geliyordu. Ama Ela'nın kalbinde bir şeyler değişiyordu. Bu, yalnızca Arda'nın kayıtsızlığına karşı duyduğu bir tepki değildi, aynı zamanda onu çok severken bile, bazen birbirlerine doğru yaklaşmak yerine, uzaklaştıklarını hissetmesiydi.
Ela'nın Empatik Bakış Açısı: İlişkiyi Anlama Çabası
Ela, bir kadının içindeki o derin empatiyi taşıyan biriydi. Her ne kadar Arda çözüm önerse de, ona derin bir şekilde bağlanmak ve onu anlamak istiyordu. Birçok şey çözülmeden geçip gitmişti, ama Ela bu kaybolan zamanları hissetti. İçinde kopan fırtınalara rağmen, Arda'ya sadece çözüm arayan bir adamdan çok, kaybolan şeyin peşinden giden bir ruh gibi yaklaşıyordu.
Ela, bir gün Arda'ya, "Beni dinliyor musun?" diye sordu. Bu, yalnızca bir soru değildi. Ela, Arda'nın farkında olduğu şeyleri konuşması gerektiğini hissetti. "Gerçekten, içimdeki hisleri duyuyor musun? Yoksa bunları görmemek mi senin için daha kolay?" Arda, şaşkın bir şekilde Ela'ya baktı. O an, Ela'nın içinde kaybolan bir şeyin farkına varmıştı. Ama yine de, çözüm arayan zihni, onun içine sızan bu duygusal çatışmaya çözüm bulmakta zorlanıyordu.
Ela, kalbinde bir boşluk hissetti. "Bilmiyorum," dedi. "Bazen, bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ettiğimde, hep seni bekliyorum. Ama hep o duvarla karşılaşıyorum. Bilmiyorsun, ama biliyorsun. Bilmemezlikten geliyorsun."
Bilip Bilmemezlikten Gelmek: Bir Edebi Sanat mı, Bir Kaçış mı?
Ve işte, burada Arda'nın yaptığı şeyin tam olarak ne olduğunu düşündü Ela. Bilip de bilmemezlikten gelmek, belki de bir çeşit edebi sanattı. Ama bu, sadece dışarıdan bakıldığında “soğukkanlı” bir şey gibi görünebilir. Gerçekte, bir insanın bilinçli olarak gördüğü bir problemi reddetmesi, bazen hayatını bir anlığına kurtarabilir, ama bu, uzun vadede daha büyük yaralara yol açabilir.
Ela, Arda’nın “bilip de bilmemezlikten gelmesi”ni bir kaçış olarak görmeye başladı. O an, bir insanın yalnızca çözüm aramakla yetinmesinin, her zaman gerçek duyguları anlamak için yeterli olmayacağını fark etti. İlişki, sadece çözümlerle değil, paylaşılan duygularla da büyür. Bilip de bilmemezlikten gelmek, aslında ilişkilerin ruhunu öldüren, ama dışarıdan bakıldığında gayet rasyonel ve stratejik görünen bir “edebi sanattır.”
Sonuç: İlişkilerde Gerçek Anlayış
İşte, Ela ve Arda'nın hikâyesi bu şekilde son buldu. Arda, çözüm odaklı bir adam olarak, her şeyin mantıklı bir çözümü olduğunu düşündü. Ama Ela, duyguların bir çözüm değil, bir anlayış gerektirdiğini fark etti. İlişkiler, bazen ne kadar çözüm önerilirse önerilsin, anlayış ve empatiyle büyür.
Sizce, bilip de bilmemezlikten gelmek, gerçek bir kaçış mı, yoksa bir strateji mi? İlişkilerde duyguların baskın olduğu bir dünyada, bazen karşımızdakine duygusal anlamda nasıl yaklaşmalıyız? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum!