Dünyada ilk elektrik ne zaman geldi ?

Yildiz

New member
SAHNE 5: LONDRA DA AYNI YARIŞIN İÇİNDEYDİ

İlginç olan şu:

Elektrik sistemlerinin gelişimi yalnızca New York'ta yaşanmadı.

Londra da bu dönüşümün önemli merkezlerinden biriydi.

ABD Enerji Bakanlığı'nın tarihçesine göre Edison, 1882'de Londra'daki Holborn Viaduct bölgesinde merkezi bir jeneratörden elektrik dağıtımını gösteren bir sistem kurdu; aynı dönemde New York'taki Pearl Street Station ticari elektrik hizmetinin önemli örneklerinden biri haline geldi. The Department of Energy's Energy.gov

IEEE Spectrum ise İngiltere'nin Godalming kentinde 1881'in sonlarında kurulan elektrik tedarik sisteminin kamuya yönelik ilk elektrik tedarik örneklerinden biri olduğunu belirtiyor. IEEE Spectrum

Dolayısıyla “dünyada ilk elektrik” sorusunun tek bir cevabı yok.

Şöyle ayırmak gerekiyor:

Elektriksel olayların keşfi: Çok daha eski.

Elektrik üretimine yönelik bilimsel çalışmalar: 18. ve 19. yüzyıllarda hızlandı.

Pratik elektrik üretimi: 19. yüzyıl boyunca gelişti.

Kamuya ve müşterilere düzenli elektrik sağlanması: 1880'lerin başında belirgin biçimde ortaya çıktı.

Modern elektrik şebekeleri: Sonraki yıllarda jeneratörlerin, iletim sistemlerinin ve alternatif akım teknolojisinin gelişmesiyle büyüdü.

SAHNE 6: EDISON TEK BAŞINA DEĞİLDİ

Burada hikâyenin başka bir karakteri sahneye giriyor:

Nikola Tesla.

Tesla ve George Westinghouse'un desteklediği alternatif akım sistemi, elektriğin daha uzak mesafelere taşınabilmesi açısından büyük önem kazandı.

Çünkü erken dönem doğru akım sistemlerinin önemli bir sorunu vardı:

Elektriği üretim noktasından çok uzağa taşımak verimli değildi.

ABD Enerji Bakanlığı, Edison'un erken dönem dağıtım sistemlerinin düşük voltajlı doğru akım kullanması nedeniyle üretim tesislerinin tüketicilere yakın olması gerektiğini belirtiyor. The Department of Energy's Energy.gov

Alternatif akımın yüksek gerilimlerde iletilebilmesi ve daha sonra kullanım noktasında uygun gerilimlere düşürülebilmesi, geniş ölçekli elektrik sistemlerinin gelişmesinde kritik hale geldi. IEEE Technology Navigator

Burada Edward yeniden karşımıza çıkıyor.

“Elektriği üretmek yetmez,” diyor.

“Onu yüzlerce kilometre öteye nasıl götüreceğiz?”

Elena ise başka bir soru soruyor:

“Peki götürdüğümüz elektrik kimlere ulaşacak?”

İşte teknoloji tarihinin belki de en önemli sorularından biri bu.

Bir teknolojiyi geliştirmek mi daha önemli, yoksa onu toplumun geniş kesimlerine ulaştırmak mı?

SAHNE 7: ELEKTRİK GELİNCE HAYAT NEDEN DEĞİŞTİ?

Elektrik önce ışık gibi göründü.

Ama ışığın arkasında çok daha büyük bir dönüşüm vardı.

Fabrikalar elektrik motorlarından yararlanmaya başladı.

Ulaşım sistemleri elektrikten yararlandı.

Telefon ve iletişim altyapıları elektrik enerjisine bağımlı hale geldi.

Evlerde elektrikli cihazlar ortaya çıktı.

Gece ekonomisi gelişti.

Şehirlerin çalışma ritmi değişti.

ABD Enerji Bakanlığı'nın tarihçesinde 1890-1910 arasında madencilik, tekstil, çelik ve basım gibi sektörlerde elektrikleşmenin hızlandığı; evlerde elektrik kullanımının ise başlangıçta daha yavaş yayıldığı belirtiliyor. The Department of Energy's Energy.gov

Çünkü yeni bir teknoloji ortaya çıktığında herkes aynı anda onu satın alamaz.

Önce üretim gerekir.

Sonra altyapı gerekir.

Sonra maliyetin düşmesi gerekir.

Sonra insanların güvenmesi gerekir.

Sonra da toplumun o teknolojiyi günlük hayatının parçası haline getirmesi gerekir.

SAHNE 8: KADINLARIN VE ERKEKLERİN ELEKTRİĞE BAKIŞI AYNI MIYDI?

Burada biraz duralım.

Elektrik tarihini anlatırken “erkekler teknolojiyi geliştirdi, kadınlar evde kullandı” gibi basit bir hikâye kurmak kolaydır.

Ama gerçek hayat bundan daha karmaşıktır.

Bir kadın bilim insanı teknik problemlere son derece stratejik yaklaşabilir.

Bir erkek öğretmen öğrencilerinin hayatındaki değişimi son derece empatik biçimde değerlendirebilir.

Bir kadın fabrika yöneticisi üretim kapasitesini hesaplayabilir.

Bir erkek baba, elektrikli aydınlatmanın çocuklarının güvenliği üzerindeki etkisini düşünebilir.

Dolayısıyla mesele biyolojik bir “erkekler böyle, kadınlar şöyle” ayrımı değildir.

Daha ilginç olan, aynı teknolojinin farklı insanların hayatında farklı anlamlara gelmesidir.

Bir mühendis için elektrik:

“Kaç volt?”

Bir işletmeci için:

“Ne kadar maliyet?”

Bir doktor için:

“Gece çalışma koşulları nasıl değişecek?”

Bir öğretmen için:

“Öğrenciler daha uzun süre okuyabilecek mi?”

Bir anne veya baba için:

“Evde hayat nasıl kolaylaşacak?”

Bir işçi için:

“Çalışma saatleri değişecek mi?”

İşte elektrik teknolojisinin toplumsal tarihi tam da bu soruların kesişiminde oluştu.

SAHNE 9: ELEKTRİK BİR ANDA DÜNYAYI AYDINLATMADI

Burada en büyük yanılgılardan birini düzeltelim.

1882'de Pearl Street Station açıldı diye dünya bir gecede elektriklenmedi.

Elektrifikasyon yıllar, hatta on yıllar süren bir süreçti.

Şehir merkezleri daha erken elektriklendi.

Sanayi tesisleri elektrikten yararlandı.

Varlıklı evler elektrikli aydınlatmaya daha kolay erişti.

Kırsal bölgeler ise çoğu ülkede çok daha uzun süre bekledi.

ABD Enerji Bakanlığı, şehirlerde elektrik hizmetinin yayılmasının kırsal alanlara göre daha kolay olduğunu; ABD'de kırsal elektrifikasyonun özellikle 1930'larda hız kazandığını belirtiyor. The Department of Energy's Energy.gov

Bu durum bize önemli bir ders veriyor:

Bir teknolojinin icat edildiği tarih ile toplum tarafından yaygın olarak kullanıldığı tarih aynı değildir.

Bugün de aynı şeyi görüyoruz.

Yapay zekâ var.

5G var.

Fiber internet var.

Elektrikli otomobil var.

Ama bunların hepsi dünyanın her noktasında aynı anda ve aynı koşullarda kullanılmıyor.

Tarih tekerrür etmiyor belki ama altyapı problemlerini tekrar tekrar karşımıza çıkarıyor.

SAHNE 10: Peki Dünyada İlk Elektrik Ne Zaman Geldi?

Şimdi hikâyenin başındaki soruya geri dönelim.

“Dünyada ilk elektrik ne zaman geldi?”

Eğer elektrikten kastımız doğadaki elektrik ise, bunun insanlık tarihinden çok daha eski olduğu açık.

Eğer kastımız elektriğin bilimsel olarak incelenmesi ise, bunun kökleri yüzyıllar öncesine gider ve özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda büyük ilerlemeler yaşanır.

Eğer kastımız elektriğin sürekli üretimi ve ticari kullanımı ise, 19. yüzyılın ikinci yarısı kritik dönemdir.

Eğer kastımız merkezi elektrik üretimi ve müşterilere dağıtım ise, 1880'lerin başı dönüm noktasıdır.

1882'de Edison'un Pearl Street Station'ı New York'ta ticari elektrik sistemlerinin önemli başlangıçlarından biri oldu. IEEE Life Members+1

Ama hikâye burada bitmedi.

Tam tersine, asıl hikâye o zaman başladı.

SON SAHNE: DÜĞMEYE BASAN İNSAN

Şimdi tekrar kendi evimize dönelim.

Gece.

Oda karanlık.

Elimizi duvara götürüyoruz.

Düğmeye basıyoruz.

Tık.

Işık yanıyor.

Belki de bu kadar sıradan bir hareketin arkasında insanlık tarihinin en büyük altyapı dönüşümlerinden biri olduğunu unutuyoruz.

Faraday'ın deneyleri.

Jeneratörlerin gelişimi.

Edison'un merkezi sistemleri.

Tesla ve Westinghouse'un alternatif akım çalışmaları.

Mühendislerin hesapları.

İşçilerin döşediği kablolar.

Santral çalışanlarının gece vardiyaları.

Şehir yöneticilerinin kararları.

Yatırımcıların riskleri.

Ve milyonlarca insanın bu teknolojiyi günlük yaşamına katması...

Hepsi o küçük “tık” sesinin arkasında.

Belki de elektrik tarihinin en güzel tarafı şu:

Dünyayı değiştiren şey yalnızca elektriğin keşfi değildi. İnsanlığın onu birlikte kullanmayı öğrenmesiydi.

Ve şimdi forumdaki asıl soruyu size bırakayım:

Eğer 1882'de New York'ta ilk elektrik lambalarından birinin yanmasını izleyen biri bugünkü İstanbul'a gelseydi, sizce en çok neye şaşırırdı?

Milyonlarca ışığa mı?

Telefonlara mı?

Metroya mı?

Elektrikli araçlara mı?

Yoksa bizim elektrikler beş dakika kesildiğinde bütün evin sessizliğe gömülmesine mi?

Ben sonuncusuna biraz daha fazla şaşıracağını düşünüyorum.

Çünkü insanlık elektriği kontrol etmeyi öğrendi.

Ama elektriğe ne kadar bağımlı olduğunu da aynı süreçte öğrendi.
 
Üst