Yildiz
New member
Dolayısıyla cinsiyet yerine bakış açısı, eğitim, meslek, yaş, kültürel çevre ve kişisel deneyim gibi değişkenleri hesaba katmak daha açıklayıcıdır.
Taklit neden yalnızca “kopyalamak” değildir?
Taklit davranışının sosyal yönü oldukça eski.
Bir çocuk yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek öğrenir. Bir zanaatkâr ustasının tekniğini tekrar ederek beceri kazanır. Bir şair başka bir şairin veznini ve üslubunu inceleyerek kendi şiirini oluşturabilir.
Bu örneklerin hepsine “taklit” diyebiliriz; fakat sonuçları aynı değildir.
Birincisinde öğrenme vardır.
İkincisinde ustalık aktarımı vardır.
Üçüncüsünde ise edebî gelenek ve yeniden üretim söz konusudur.
Bu nedenle “taklit = özgünlüğün yokluğu” şeklindeki basit denklem tarihî kültürleri açıklamak için yetersiz kalır.
Klasik edebiyattaki nazîre geleneği bunun güzel bir örneğidir. Bir şair kendisinden önceki ustanın eserini başlangıç noktası olarak alırken, yalnızca kopyalama yapmayabilir; aynı kalıbı kullanarak yeni bir anlam dünyası oluşturabilir. Nitekim klasik edebiyat araştırmalarında “taklit” ile “özgünlük” arasındaki ilişki uzun süredir tartışılan konulardan biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Burada modern sanat anlayışımızın da etkisi var. Bugün özgünlük çoğu zaman sanatçının daha önce yapılmamış bir şey üretmesiyle ilişkilendiriliyor. Oysa geleneksel edebiyat sistemlerinde ustaya bağlılık, belirli kalıpları kullanmak veya önceki eserlerle bilinçli biçimde ilişki kurmak eserin değerini otomatik olarak azaltmıyordu.
Dil açısından “taklit” bize ne anlatıyor?
Bence bu kelimenin tarihine bakmanın en güzel tarafı, Türkçenin başka dillerden kelime almasını “dilin bozulması” gibi değerlendirmek yerine, kültürel temasların sonucu olarak okuyabilmemiz.
Türkçenin tarih boyunca Arapça, Farsça, Moğolca ve başka dillerle yoğun temasları olmuştur. Bu temaslar yalnızca kelime alışverişi anlamına gelmez; hukuk, din, edebiyat, bilim ve yönetim alanlarında yeni kavramların dile girmesini de beraberinde getirir.
“Taklit” de bu açıdan ilginçtir.
Çünkü Türkçede zaten “benzemek”, “öykünmek” gibi Türkçe kökenli kavramlar varken Arapça taḳlīd kelimesinin belirli tarihsel dönemlerde yaygınlaşması, yalnızca “aynı anlama gelen yeni bir kelime geldi” şeklinde açıklanamaz. Kelimeyle birlikte özellikle dinî, hukukî ve edebî alanlarda belirli kavramsal kullanımlar da güçlenmiştir.
Örneğin fıkıh terminolojisinde taklid, bir âlimin ictihadî görüşünü deliline dayanarak yeniden değerlendirmeksizin benimsemek anlamında teknik bir terimdir. Bu, günlük dildeki “birini taklit etmek” anlamından oldukça farklıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Dolayısıyla tek bir kelime, farklı dönemlerde farklı sosyal alanlara girdiğinde yeni anlam katmanları kazanabiliyor.
“Taklit” kelimesinin eski anlamını bugünkü anlamıyla okumak neden yanıltıcı?
Tarihî kelimelerde en sık yapılan hatalardan biri, bugünkü anlamı geçmişe aynen taşımaktır.
Örneğin bugün “taklitçi” dediğimizde çoğu zaman özgün olmayan, başkasının ürününü kopyalayan kişiyi düşünüyoruz. Ancak tarihî metinde “taklid” kelimesinin bağlamına göre bunun anlamı değişebilir.
Hatta TDV İslâm Ansiklopedisi'nde kelimenin hukukî ve siyasî terminolojide başka özel anlamları da bulunduğu görülüyor. Örneğin taklîd, bir hükümdarın halife tarafından yönetiminin onaylandığını gösteren belge anlamında da kullanılmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Bu örnek çok öğretici.
Aynı kelimenin:
- bir şeyi boyna takmak,
- bir kişiye bir görev veya sorumluluk yüklemek,
- bir dinî görüşü benimsemek,
- bir başkasının yaptığı şeyi benzer biçimde yapmak,
- siyasî otoriteyi onaylayan belge
gibi birbirinden oldukça farklı kullanımlara sahip olması, sözlük anlamının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Forumda asıl tartışılması gereken soru bence şu
“Taklit” kelimesinin Eski Türkçedeki karşılığını ararken yalnızca bir kelimeyi başka bir kelimeyle değiştirmeye çalışmak yerine, “taklit etme eyleminin tarihî Türk kültüründe hangi kelimeler ve kavramlarla ifade edildiğini” araştırmak daha doğru.
Elimizdeki kaynaklara göre “taklit” Arapça kökenli bir kelime ve Türkçedeki yazılı kullanımı için XIV. yüzyıla ait kayıtlar önem taşıyor. Etimoloji Türkçe
Buna karşılık Türkçenin daha eski dönemlerinde “taklit etmek” kavramını karşılayan Türkçe unsurlar arasında öykünmek özellikle dikkate değer. Nek
Kâşgarlı Mahmud'un XI. yüzyıl Türkçesini belgeleyen Dîvânu Lugâti’t-Türk'ü ise dönemin kelime hazinesini araştırırken temel başvuru kaynaklarından biri. TDK, eserin 1072-1074 yılları arasında oluşturulduğunu ve farklı Türk topluluklarının söz varlığı ile ağız özelliklerini belgelediğini belirtiyor. Türk Dil Kurumu
Bana göre buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç şu: Bir kelimenin Türkçede bulunmaması, o kelimenin ifade ettiği kavramın bulunmadığı anlamına gelmez. Diller, aynı kavramı farklı dönemlerde farklı kelimelerle ifade eder. “Taklit” örneği de bunun oldukça açık bir göstergesi.
Peki siz nasıl düşünüyorsunuz?
Sizce eski Türkçedeki öykünmek ile bugünkü taklit etmek arasında anlam bakımından gerçekten büyük bir fark var mı?
Bir ustayı örnek almakla onu kopyalamak arasındaki sınır nerede başlıyor?
Klasik edebiyattaki nazîre geleneğini “taklit” olarak mı, yoksa yaratıcı yeniden üretim olarak mı değerlendirmek gerekir?
Ve daha önemlisi: Sizce bugün “taklit” kelimesinin taşıdığı olumsuz anlam, kelimenin tarihî kullanımından mı kaynaklanıyor, yoksa modern dünyadaki özgünlük anlayışımızdan mı?
Kaynaklar ve başvurulabilecek çalışmalar
- Türk Dil Kurumu, Dîvânu Lugâti’t-Türk üzerine açıklamalar ve söz varlığı çalışmaları. Türk Dil Kurumu+1
- Mustafa S. Kaçalin, “Dîvânü Lugāti’t-Türk”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Eyyüp Said Kaya, “Taklid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Aydın Usta, “Taklid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- İsmail Durmuş, “Nazîre”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Türk tarihî lehçelerinde öykünmek fiilinin “taklit etmek” anlamındaki kullanımlarını ele alan akademik etimoloji çalışmaları. Nek
Taklit neden yalnızca “kopyalamak” değildir?
Taklit davranışının sosyal yönü oldukça eski.
Bir çocuk yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek öğrenir. Bir zanaatkâr ustasının tekniğini tekrar ederek beceri kazanır. Bir şair başka bir şairin veznini ve üslubunu inceleyerek kendi şiirini oluşturabilir.
Bu örneklerin hepsine “taklit” diyebiliriz; fakat sonuçları aynı değildir.
Birincisinde öğrenme vardır.
İkincisinde ustalık aktarımı vardır.
Üçüncüsünde ise edebî gelenek ve yeniden üretim söz konusudur.
Bu nedenle “taklit = özgünlüğün yokluğu” şeklindeki basit denklem tarihî kültürleri açıklamak için yetersiz kalır.
Klasik edebiyattaki nazîre geleneği bunun güzel bir örneğidir. Bir şair kendisinden önceki ustanın eserini başlangıç noktası olarak alırken, yalnızca kopyalama yapmayabilir; aynı kalıbı kullanarak yeni bir anlam dünyası oluşturabilir. Nitekim klasik edebiyat araştırmalarında “taklit” ile “özgünlük” arasındaki ilişki uzun süredir tartışılan konulardan biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Burada modern sanat anlayışımızın da etkisi var. Bugün özgünlük çoğu zaman sanatçının daha önce yapılmamış bir şey üretmesiyle ilişkilendiriliyor. Oysa geleneksel edebiyat sistemlerinde ustaya bağlılık, belirli kalıpları kullanmak veya önceki eserlerle bilinçli biçimde ilişki kurmak eserin değerini otomatik olarak azaltmıyordu.
Dil açısından “taklit” bize ne anlatıyor?
Bence bu kelimenin tarihine bakmanın en güzel tarafı, Türkçenin başka dillerden kelime almasını “dilin bozulması” gibi değerlendirmek yerine, kültürel temasların sonucu olarak okuyabilmemiz.
Türkçenin tarih boyunca Arapça, Farsça, Moğolca ve başka dillerle yoğun temasları olmuştur. Bu temaslar yalnızca kelime alışverişi anlamına gelmez; hukuk, din, edebiyat, bilim ve yönetim alanlarında yeni kavramların dile girmesini de beraberinde getirir.
“Taklit” de bu açıdan ilginçtir.
Çünkü Türkçede zaten “benzemek”, “öykünmek” gibi Türkçe kökenli kavramlar varken Arapça taḳlīd kelimesinin belirli tarihsel dönemlerde yaygınlaşması, yalnızca “aynı anlama gelen yeni bir kelime geldi” şeklinde açıklanamaz. Kelimeyle birlikte özellikle dinî, hukukî ve edebî alanlarda belirli kavramsal kullanımlar da güçlenmiştir.
Örneğin fıkıh terminolojisinde taklid, bir âlimin ictihadî görüşünü deliline dayanarak yeniden değerlendirmeksizin benimsemek anlamında teknik bir terimdir. Bu, günlük dildeki “birini taklit etmek” anlamından oldukça farklıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Dolayısıyla tek bir kelime, farklı dönemlerde farklı sosyal alanlara girdiğinde yeni anlam katmanları kazanabiliyor.
“Taklit” kelimesinin eski anlamını bugünkü anlamıyla okumak neden yanıltıcı?
Tarihî kelimelerde en sık yapılan hatalardan biri, bugünkü anlamı geçmişe aynen taşımaktır.
Örneğin bugün “taklitçi” dediğimizde çoğu zaman özgün olmayan, başkasının ürününü kopyalayan kişiyi düşünüyoruz. Ancak tarihî metinde “taklid” kelimesinin bağlamına göre bunun anlamı değişebilir.
Hatta TDV İslâm Ansiklopedisi'nde kelimenin hukukî ve siyasî terminolojide başka özel anlamları da bulunduğu görülüyor. Örneğin taklîd, bir hükümdarın halife tarafından yönetiminin onaylandığını gösteren belge anlamında da kullanılmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi
Bu örnek çok öğretici.
Aynı kelimenin:
- bir şeyi boyna takmak,
- bir kişiye bir görev veya sorumluluk yüklemek,
- bir dinî görüşü benimsemek,
- bir başkasının yaptığı şeyi benzer biçimde yapmak,
- siyasî otoriteyi onaylayan belge
gibi birbirinden oldukça farklı kullanımlara sahip olması, sözlük anlamının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Forumda asıl tartışılması gereken soru bence şu
“Taklit” kelimesinin Eski Türkçedeki karşılığını ararken yalnızca bir kelimeyi başka bir kelimeyle değiştirmeye çalışmak yerine, “taklit etme eyleminin tarihî Türk kültüründe hangi kelimeler ve kavramlarla ifade edildiğini” araştırmak daha doğru.
Elimizdeki kaynaklara göre “taklit” Arapça kökenli bir kelime ve Türkçedeki yazılı kullanımı için XIV. yüzyıla ait kayıtlar önem taşıyor. Etimoloji Türkçe
Buna karşılık Türkçenin daha eski dönemlerinde “taklit etmek” kavramını karşılayan Türkçe unsurlar arasında öykünmek özellikle dikkate değer. Nek
Kâşgarlı Mahmud'un XI. yüzyıl Türkçesini belgeleyen Dîvânu Lugâti’t-Türk'ü ise dönemin kelime hazinesini araştırırken temel başvuru kaynaklarından biri. TDK, eserin 1072-1074 yılları arasında oluşturulduğunu ve farklı Türk topluluklarının söz varlığı ile ağız özelliklerini belgelediğini belirtiyor. Türk Dil Kurumu
Bana göre buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç şu: Bir kelimenin Türkçede bulunmaması, o kelimenin ifade ettiği kavramın bulunmadığı anlamına gelmez. Diller, aynı kavramı farklı dönemlerde farklı kelimelerle ifade eder. “Taklit” örneği de bunun oldukça açık bir göstergesi.
Peki siz nasıl düşünüyorsunuz?
Sizce eski Türkçedeki öykünmek ile bugünkü taklit etmek arasında anlam bakımından gerçekten büyük bir fark var mı?
Bir ustayı örnek almakla onu kopyalamak arasındaki sınır nerede başlıyor?
Klasik edebiyattaki nazîre geleneğini “taklit” olarak mı, yoksa yaratıcı yeniden üretim olarak mı değerlendirmek gerekir?
Ve daha önemlisi: Sizce bugün “taklit” kelimesinin taşıdığı olumsuz anlam, kelimenin tarihî kullanımından mı kaynaklanıyor, yoksa modern dünyadaki özgünlük anlayışımızdan mı?
Kaynaklar ve başvurulabilecek çalışmalar
- Türk Dil Kurumu, Dîvânu Lugâti’t-Türk üzerine açıklamalar ve söz varlığı çalışmaları. Türk Dil Kurumu+1
- Mustafa S. Kaçalin, “Dîvânü Lugāti’t-Türk”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Eyyüp Said Kaya, “Taklid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Aydın Usta, “Taklid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- İsmail Durmuş, “Nazîre”, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi
- Türk tarihî lehçelerinde öykünmek fiilinin “taklit etmek” anlamındaki kullanımlarını ele alan akademik etimoloji çalışmaları. Nek