Gemi isimleri nasıl yazılır ?

Gunkaya

Global Mod
Global Mod
Gemi İsimleri Nasıl Yazılır? Bir İsmin Ardındaki Deniz Hikâyesi

Denizle ilgili bir forumda yıllar önce okuduğum bir tartışmayı hâlâ hatırlıyorum. Bir kullanıcı, “Gemi isimleri özel isim sayılır mı, ‘Mavi Deniz’e bindik’ mi yazılır, yoksa ‘Mavi Deniz’e bindik’ gibi başka bir kullanım mı gerekir?” diye sormuştu. İlk bakışta birkaç büyük harf ve kesme işaretinden ibaret görünen bu soru, yorumlar ilerledikçe bambaşka bir yere gitti.

Birisi gemilerin isimlerinin tıpkı insan isimleri gibi düşünülmesi gerektiğini savunuyordu. Başka biri, gemi adının önündeki “Gemi”, “Tekne”, “Feribot” gibi tür bildiren kelimelerin de özel adın bir parçası olup olmadığını tartışıyordu. Bir başkası ise işin içine tarih girdiğinde meselenin yalnızca yazım kurallarından ibaret olmadığını fark etmişti.

Ben de o tartışmayı okurken kendime şu soruyu sormuştum:

Bir geminin adı yalnızca bir isim midir?

Belki de değildir.

Çünkü bir geminin adı bazen bir kişinin hatırasını, bazen bir şehrin tarihini, bazen bir savaşın izini, bazen de bir toplumun denizle kurduğu ilişkiyi taşır. Üstelik bütün bu anlamları doğru yazıya aktarmak için önce gemi isimlerinin nasıl yazıldığını bilmek gerekir.

İlk Kural: Gemi Adları Özel İsimdir

Hikâyemizdeki forum tartışmasına geri dönelim.

Murat, denizcilik konusunda yıllardır meraklı olan, belgeleri ve kayıtları incelemeyi seven biriydi. Elindeki eski bir gazete kupürünü foruma yükleyip şöyle yazmıştı:

“Arkadaşlar, burada gemi adı ‘Bandırma Vapuru’ şeklinde geçiyor. Peki gemi adını cümle içinde nasıl yazmalıyız?”

Zeynep ise hemen cevap vermişti:

“Önce geminin adını özel isim olarak düşünmek gerekiyor. Asıl ad ‘Bandırma’ ise ‘Bandırma’ büyük harfle yazılır. ‘Vapuru’ kelimesinin özel adın parçası olup olmadığı ise kullanılan resmî ada göre değerlendirilmelidir.”

Bu yaklaşım önemliydi. Çünkü günlük dilde geminin türünü belirten kelime ile geminin gerçek adı birbirine karışabiliyor.

Örneğin:

“Anadolu” bir geminin adı olabilir.

Bu durumda:

“Anadolu İstanbul Limanı’na yanaştı.”

şeklinde yazılır.

Burada “Anadolu” özel isimdir ve büyük harfle başlar.

Türk Dil Kurumunun yazım kaynaklarında da özel adların büyük harfle başladığı belirtilir. Özel adlara getirilen durum ve iyelik ekleri ise kesme işaretiyle ayrılır. TDK Yazım+1

Dolayısıyla:

“Anadolu’ya bindik.”

“Anadolu’nun kaptanı.”

“Anadolu’ndan gelen yolcular.”

gibi kullanımlar söz konusu olur.

Fakat burada küçük bir ayrıntı var: Her gemi adının sonunda bulunan “vapuru”, “gemisi”, “feribotu” gibi kelimeleri otomatik olarak özel adın parçası kabul etmek doğru değildir. Esas mesele, geminin resmî veya yerleşik adının nasıl olduğudur.

Peki “Gemi”, “Vapur” ve “Feribot” Neden Her Zaman Büyük Yazılmaz?

Forumdaki tartışma tam burada kızışmıştı.

Murat, “Bandırma Vapuru” ifadesindeki iki kelimenin de büyük yazılması gerektiğini düşünüyordu. Zeynep ise bir ayrım yapmıştı:

“Bandırma” özel ad, “vapur” ise geminin türünü belirten genel isim olabilir.

Bu ayrım günlük kullanımda gerçekten önemlidir.

Örneğin “Bandırma Vapuru” belirli bir tarihî geminin yerleşik adı olarak kullanılıyorsa bu kullanım bir bütün hâlinde özel adlaşmış olabilir. Fakat “İstanbul vapuru”, “şehir hatları vapuru” veya “yük gemisi” gibi ifadelerde kelimelerin işlevi farklıdır.

Burada yazarı zorlayan şey aslında Türkçenin çok doğal bir özelliğidir: Özel isim ile tür adı bazen yan yana gelir.

Nasıl ki “Atatürk Havalimanı” ifadesinde “Atatürk” özel adın belirleyici unsuruyken, “havalimanı” yapı ve işlev bildiren bir kelimeyse gemi adlarında da benzer bir mantık kurulabilir.

Üstelik gemilerin adlandırılması yalnızca dilbilgisi meselesi değildir.

Bir geminin kayıtlı adı, bayrağı, sahibi veya tipi değişebilir. Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından kullanılan IMO gemi numarası ise geminin yaşamı boyunca değişmeden kalacak şekilde tasarlanmıştır; geminin adı, bayrağı, mülkiyeti veya tipi değişse bile IMO numarası aynı kalır. Uluslararası Denizcilik Örgütü

Bu ayrıntı bana hep ilginç gelmiştir.

Bir anlamda geminin adı değişebilir ama kimliği kayıt sisteminde iz bırakmaya devam eder.

Bir Gemiye Neden Böyle Bir İsim Verilir?

Hikâyemizin bu bölümünde Murat ile Zeynep'i İstanbul'da eski bir denizcilik müzesinde düşünelim.

Murat elindeki not defterine isimler yazıyor:

“Zafer.”

“Yıldırım.”

“Anadolu.”

“Barbaros.”

“Gökova.”

Zeynep ise vitrinlerdeki eski fotoğraflara bakıyor.

“Fark ettin mi?” diyor.

“Neyi?”

“Bunların hiçbiri sadece kelime değil.”

Gerçekten de gemi isimleri çoğu zaman toplumların hafızasını taşır.

Bir gemiye bir savaşın, bir coğrafyanın, tarihî bir kişinin, doğal bir unsurun veya bir değerin adı verilebilir. Bu nedenle gemi adı, bazen küçük bir tarih kitabı gibi işlev görür.

Türkiye'nin denizcilik geçmişine bakıldığında bunun çeşitli örnekleri görülür. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının tarihçesinde Türk denizciliğinin Anadolu'daki gelişiminde Çaka Bey'in 1081'de İzmir'de tersane kurması ve donanma oluşturmasının önemli bir dönüm noktası olduğu belirtiliyor. Osmanlı döneminde ise Gelibolu, İstanbul, İzmit, Sinop ve Süveyş gibi merkezler denizcilik tarihinde önemli roller üstlenmiştir. Tersaneler Genel Müdürlüğü

Yani bir geminin adını anlamak için bazen yalnızca sözlüğe değil, tarihe de bakmak gerekir.

Saldıray, Batıray, Atılay, Yıldıray: Bir İsim Nasıl Dönemin Ruhunu Taşır?

Zeynep'in müzede karşılaştığı belgelerden biri özellikle dikkatini çekiyor.

1938 tarihli bir belge.

Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni denizaltılar için önerdiği isimler:

“Saldıray, Batıray, Atılay, Yıldıray.”

Atatürk Ansiklopedisi'nde bu isimlerin 1938'de yeni denizaltılar için belirlendiği ve isimlerin “saldıran, batıran, atılan, yıldıran” anlamlarını taşıdığı aktarılıyor. Atatürk Ansiklopedisi+1
 
Üst